YURDUMUZUN ASIL SORUNU İŞSİZLİK… (Makalelerim)DENGE
DENGE 21. 03.2008 Suat TUTAK YURDUMUZUN ASIL SORUNU İŞSİZLİK…
Tüm sorunlara öncelik ve ivedilik vermemiz gerekiyor. Ancak; bir işsizlik sorunumuz var ki, bu hepsinden öncelikli çözüm bekleyen sorunumuzdur. Bu da tüm dünya uluslarının ortak, önemli bir sorunu, küresel bir sorun dur işsizlik.
Ulusların artan nüfusları, buna karşılık sınırlı iş alanları, sınırlı bütçeleri, yıllara göre az bir oranla artış göstermesi, nüfus artışının da bu orana göre, ters orantılı olarak daha çok artması, yaşanan ulusal ve küresel sorunları , aşılmaz bir şekilde artmış olarak önümüze getir-mektedir.
Ulusumuz dünya ulusları arasında genç nüfus oranı, en yüksek olan ülkelerden biri, hatta tek ülke de diyebiliriz. Böyle olmasına rağmen, yine, uluslar arasında işsiz olan genç nüfusu en çok olan ülke… Yurdumuzun genç nüfusunun işsizlik oranı bu bilgiler ışığında, yüzde 20.6 olduğunu görüyoruz. Bu sadece genç nüfus oranındaki işsiz olanlar.
Türkiye istatistik Kurumunun verilerine göre 2006 yılı Aralık ayına göre işsizlik oranı 0.1 puanlık bir artış göstermiş, yüzde 10.6 olarak gerçekleşmiştir. Diğer iş alanlarına şöyle bir baktığımız zaman; tarımın dışındaki işsizlik oranı yüzde 0.3 puan azalıp, yüzde 13 olmuştur.
Başka bir pencereden olaya baktığımız zaman ise, kentlerdeki toplam işsizlik oranı yüzde 12. 2 olduğu görülmüş, kırsal bölgelerdeki işsizlik oranı yüzde 8. 1 olarak karşımıza çıkar… Yukarıda oranları verirken belirttiğimiz gibi yurdumuzun genç nüfusunun işsizlik oranı yüzde 20. 6 ‘lara yükseldiğini görürken, yurdumuzun genelinde işsizlik oranı ise 10 bin kişi azalarak 2 milyon 436 bin kişiye düşmüştür.
Sultan Nevruz Bayramı denilen (YENİ GÜN) bahar bayramı başlarken, temennimiz odur ki, ulusumuz bumdan böyle sıkıntılardan kurtulup, adı gibi yeni bir güne, yeni bir yaşama, yeni ve temiz bir sayfa açarak başlamasını gönülden temenni ederim.
İnşallah, yurdumuzun istihdam kaynakları, bu yeni yılda, yeni günün başlangıcında, yeterli bir seviyeye getirilip, bu genç nüfusumuzu da yeterli gelirlere kavuştururlar. Biraz da yer altı kaynaklarımıza önem verip değerlendirebilsek, sanırım genç nüfusun tüm işsizliğine çözüm bulunmuş olacaktır.
Geliriniz; dış ülke kaynaklarına güvenip, dolar ve diğer yabancı sermayelere borçlu bir ulus olacağınıza, kendi kaynaklarınızı çalıştırıp, kendi yağımızla kavrulalım. Bize gerek olan ve yakışan da budur zaten. Kurtuluşumuz da oradadır.
Madenlerimizi ve diğer yeraltı değerlerine eğilip dışa borçlu ve bağımlı olmaktan kurtulalım. Bu yol, bizim çıkış yolumuz ve yükseliş trendimiz olacaktır.
ÇALIŞAN KESİMİN UMUDU TÜKENMEK ÜZERE…
Tüm bu karmaşa, belirsizlik, acaba ne olacak korkusu ile birlikte bir de çalışan kesimde, yeniden düzenlenecek olan Sosyal Güvenlik Yasası hükümlerinin getireceği ağır yük kafaları karıştırdı. Hele hizmet yaşının 65 yaşına çekilmesi, prim ödeme iş gününün de 9 bin güne taşınması, yirmi beş hizmet yılını zor tamamlayabilen çalışanlar üzerinde bir üzüntü ve şok tesiri yarattı. Çalışma Bakanı Faruk Çelik; öncelikli yasalardan olan Sosyal Güvenlik Yasası-nın konusundaki eksiklikleri yeni haliyle daha çok kapatacağını, bu alandaki açıklığın 2008 de önceki yıla nazaran azalacağını öngördüklerini belirtirken, yeni yasaya göre emekli yaşının 2036 yılından sonra 65 olacağını da vurguladı. Türkiye’deki yaş ortalamasının zaten 65-70 arasında olduğunu ileri süren kamuoyu, artık kimse emekliliğini görüp, ağız tadı ile emekliliğini yaşayamaz , düşüncesiyle emeklilik umudunun da kalmadığını düşünmeye başladı. Hele bir de emekli ikramiyelerinin nakit olarak verilmeyip, devlet tahvili olarak verileceği düşüncesi, emekli de borçlarını ödeyip rahat bir nefes alarak, huzurlu bir yaşlılık yaşama umutlarının da yok olduğunu söylemektedirler.
Evet sevgili okuyucularım, bu yazımın da sonuna geldim.Yeni yeni ve önemli yazılarda buluşmak üzere…






