AĞAÇLANDIRMA SEFERBERLİĞİ (TÜRKİYE VE SÖKE’DE)
DENGE 24.01.2008 Suat TUTAK
AĞAÇLANDIRMA SEFERBERLİĞİ
(TÜRKİYE VE SÖKE’DE)
24 Ocak 2008 günlü Söke Ekspres Gazetesi’nde yurt çapında “Bir Ağaçlandırma Seferberliği” nin başlatıldığını duyuruyordu. Aynı gazetenin ön sayfalarında ise Aydın Valimiz Sayın Mustafa Malay’ın yurt çapında başlatılan bu ağaçlandırma seferberliğinde, Aydın’ın ilçeleriyle örnek bir il olmasını istediğini duyuruyordu. Yine aynı gazetenin diğer sayfalarında da sayın valimiz gibi Kuşadası Kaymakamlığı’nın, Söke Kaymakam’ımız Sayın Celil ATEŞOĞLU’ nun ormanla ilgili beyanatları yer alıyordu. Görülen oydu ki; Aydın il ve ilçeleri ağaçlandırma seferber-liği için önceden hazırlanmış, bir işaret, bir emir bekliyor gibiydi. Bu kararlı duruş, ciddi tavır herkesi olduğu gibi beni de umutlandırmıştı. Hem duygulanmış, hem de çok sevinmiştim. Baba mesleği bahçecilik olan, ağacı bilen, ağaç dikme seferberliğinin anlam bakımından ne denli önemli olduğunu iyi bilen bir insandım. Bir de iyi bildiğim bir şey vardı. Bir zamanlar bir yerlerde okumuştum. Çok da etkilenmiştim. O okuduğum söz aklıma geldi. Daha sonra bir müzik kasetinde de duydum. “BİR AĞAÇTAN BİR MİL-YON KİBRİT ÇIKAR, BİR KİBRİT BİR MİLYON AĞACI YAKAR..” Evet; bir kibrit bin ağacı, milyon ağacı yok eder, gerçekten… O yanan orman ağaçları da kolay yetişmez maalesef. Hele bu dikilen fıstık çamı ise, çok daha geç yetişir. Fıstık Çamı öyle bir özel ve nazik cins ağaç ki, diğer sıradan ağaçlara da benzemez. Eğer dalları kırılırsa, hayvanlar tarafından yenilirse, yanlış yerlerden budanır tımar ve imar yapılırsa o dalın dibinden kesinlikle yeniden sürgün vermez. Yeşermez. Kel kalır orası, filiz yapıp o yarayı ve açıklığı kapatmaz. Onarmaz. Öylesine nazik bir ağaçtır fıstık çamı. Geç yetişen bir ağaç olduğu için, (taze sürgünleri fazla uzamadığından) zor boy atar, güç büyür. Gölgesinde oturulacak hale gelmesi en az 1520 yıl sürer. Oysa; yirmi yılda yetişen çam ormanları tutuştuğu zaman yangında, kabuklarının altında reçine denen yanıcı madde olduğu için, on-on beş dakikada kül olur gider. Bir de fıstık çamının ağaç olarak, diğer ağaç türlerinden farklı olarak bir başka özelliği daha vardır. Yangın anında dallarındaki fıstık kozalarını fırlatması… Bir orman yangını anında (Küner çamı) fıstık çamının tutuşan kozaları en az 15 -20 metre uzaklıklara fırlar, bir ateş topu halinde havada uçarak gidip düştüğü yerde bir başka yangın başlatır. Kısa zamanda, söndürülemeden yok olur, giderler. Söndürülmesi çok zordur. Hele o an fırtına rüzgar da ters yönden esiyorsa, iş daha da zorlaşır ve bir faciaya dönüşür. O nedenle; bir eksilenin yerine 3-5 tane fidanı fazladan dikmek gerektir. Tarihsel bilgilerden öğrendiğimize göre, Konya’ya kadar Anadolu topraklarımız eski tarihlerde ormanlarla kaplı olduğu halde zamanla, çeşitli sebepler bu ormanlardan yalnızca 1/3 ü kalmış… 2/3 lük bölümü yok olmuş, ziyan olmuş, kaybolmuştur. Her yıl sel suları o alüvyonlu güzel topraklarımızdan büyük miktarda sel sularıyla denize akmakta ve yurdumuz yakılan, tahrip edilen, yok olan ormanlarımız sebebiyle, yeterli yağış alamadığı için çoraklaşarak, çöl haline gelmektedir. Denizlere nehir suları vasıtasıyla taşınan güzel topraklarımıza yazık olmakta, azalmaktadır. TV ve diğer yazılı basından edinilen bilgilere göre yurdumuz 2050 yıllarında çöl haline dönme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. İşte o nedenlerle; bizim ulus olarak her yıl çok sayıda ağaç dikip ormanlarımızı çoğaltmamız, ağaç sayımızı arttırmamız gerekmektedir. Şunu önemli konuya da burada parmak basmak isterim. Bir yerde ağaç dikmek, her yıl ağaç sayımızı fazlalaştırmak da bir çözüm değildir… Onun yanı sıra; ağaç sevgisinin, aileden başlamak üzere, yaşamımızın her safhasında insanlara aşılanıp öğretilmesi, dikilen ağaçların sahip çıkılarak, korunması, yangınların da önü-ne bilinçli ve programlı bir şekilde, tam donanımlı olarak geçilmesi gerektir. Bu konu ağacı dikmekten de önemlidir… İşte olaya bu çerçeveden, bu açıdan bakarsak, Ağaç Dikme Seferberliği ulusumuz için, hepimiz için çok önemlidir. Son yıllarda yaşanan kuraklıklar, kışın yağmurların yağmayışı, yer altı sularının daha derilere çekilip dağdaki, bayırdaki, ovadaki tüm yurdumuz ağaçlarının kurumaya yüz tutması, ekilen sebzelerin verimsiz olması çiftçilik, tarım gelirlerinin her yıl kötüye gitmesi, buradan hareketle tüm yaşamımızın ekonomik sıkıntılara sürüklenmesi hepsi, ama hepsi ağaç dikmekle, ormanlarımızı çoğaltmakla düzelecek daha aydınlık, huzurlu, bereketli, mutlu yarınların yaşanmasına ortam hazırlayacaktır. Beşikten mezara kadar yani anlaşılır bir dille; doğumdan ölüme kadar yaşamımızın her dönemiyle ilgili olan ağacı sevmemiz, korumamız, çok çok sayılarda dikerek, çoğaltmamız gerekir. Yine tekrar ediyorum; bu pencereden baktığımız ve düşündüğümüz zaman orman ve ağaç dikme seferberliği çok gerekli, çok önemli ve kaçınılmaz bir görevdir. Lütfen tüm yöneticilerimize, halkımıza rica ediyorum. Sadece yılda bir kez ve bir sefer yapılan bu ağaç dikme seferberliğini ciddiye alalım. Bir-iki güne sığdırıp orada bırakmayalım… Yılda birkaç kez tekrarlayalım. Ve dikilen ağaçları, kaderine terk etmeyelim. Hep birlikte sahip çıkalım. Bakalım, koruyalım… Gözümüzden bile sakınalım. Çocuklarımız gibi kıymetli bulup, değer verelim. Yangınları engelleyelim. İlgili kuruluşlara yardımcı olalım. Bu saydıklarımızı yapmak, zaten bizim vatandaşlık vazifemiz… Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.S) efendimizin bir hadisinde; “Az sonra kıyamet kopacağını bilsen de, elinde bir fidan varsa onu dik” demiştir. Öyle ise; geliniz, ağaç dikme seferberliğinde bizim de katkımız bulunsun. Tabii, haberimiz olursa…







